“Çizgi roman okuyup okumamanız umurumda bile değil ama bu seriyi kesinlikle okumalısınız.”

Sandman 10: Matem

Tüm zamanların hem en popüler hem de eleştirmenlerce en çok beğenilen grafik romanlarından biri olan SANDMAN, çizgi roman dünyasında olgun ve lirik fantazinin dönüm noktası oldu. Mecranın en aranan sanatçılarının resimlendirdiği seri, modern ve antik mitolojilerin çağdaş kurgularla, tarihi dramalarla ve efsanelerle beraber dokunduğu zengin bir karışım.

Kadim Tanrılar, eski dostlar ve düşmanlar, düşmüş Rüyalar Kralı’nı anmak ve saygılarını sunmak için Sonsuzlar’dan Morpheus’un uzun hikâyesinin sonunu anlatan MATEM’de bir araya geliyor. Düzenlenmiş en tuhaf cenaze merasiminin akabinde Morpheus’un sesi yankılanmaya devam ederek ölmeyi reddeden bir adama, rüyalar çölünde kaybolan Çinli bir bilgeye ve son yıllarını yaşayan, Sandman’e olan nihai yükümlülüğünü yerine getirmek zorunda olan William Shakespeare’e dokunuyor.

Mikal Gilmore’un önsözüyle

“Neil Gaiman hikâyelerle dolu bir hazine sandığı ve elini hangi işe atsa biz kârlı çıkıyoruz.” – Stephen King

“Çizgi roman okuyup okumamanız umurumda bile değil ama bu seriyi kesinlikle okumalısınız.” – Patrick Rothfuss

“Gaiman, zengin bir hayal gücüne ve büyük konuları ustalıkla anlatma yeteneğine sahip.” – Philip Pullman

Çevirmen: Elif Ersavcı

Ruhdöveni

“Tehlikeden saklanamazsın. Ölüm havada yüzer, pencereden içeri süzülür, bir yabancının el sıkışmasıyla gelir. Eğer ölümden korktuğumuz için yaşamayı bırakırsak, zaten ölmüşüz demektir.”

BİR BÜYÜCÜNÜN RUHU BÜYÜNÜN ATEŞİNDE DÖVÜLECEKTİR.

Raistlin Majere, bir başbüyücü tarafından büyü üzerine eğitim almak üzere bir okula yazdırıldığında henüz altı yaşındadır. Fiziksel olarak zayıf olan ve ikiz kardeşi Caramon’la karşılaştırıldığında hissettiği kıskançlıkla başa çıkmakta zorlanan yetenekli oğlan büyücülük yeteneklerini geliştirmeye başlar. Ancak Raistlin’in üzerine çökmeye başlayan karanlık, aynı zamanda Ansalon’un dört bir yanına da çökmektedir.

Raistlin, çıraklığını sonlandırabilmek için öncelikle Yüksek Büyücülük Kulesi Sınavı’nı geçmelidir. Ve bu Sınav onun hayatını değiştirecektir.

Çevirmen: Çiğdem Çoygun

Silah Kardeşliği

“Raistlin ışığın yolundan yürümüyordu, yürüdüğü karanlığın gölgeli yolları da değildi. Kendi yolunda yürüyordu, kendi tarzında, kendi seçimiyle.”

GENÇLİĞİN MASUMIYETİ SAVAŞ MEYDANINDA KAYBEDİLECEKTİR.

Umudun Sonu şehrinin kuşatması sırasında, genç büyücü Raistlin Majere’nin kendisini ve ikiz kardeşini kurtarması için ideallerini ardında bırakması gerekir. Caramon’la birlikte paralı asker olmaya karar veren Raistlin’e, sadece ve sadece yeni kurulan ejderhaordularının kumandanın bildiği bir sırra sahip bir şehri ele geçirme görevi verilir.

Raistlin ve Caramon savaşa hazırlanırken, başka birisi daha savaşın örsünde dövülmektedir. Çok ama çok uzaklarda, Majere ikizlerinden farklı bir yol seçilmiştir – ve geleceğin ejderha lordlarından biri güç kazanmaya başlamıştır. Onun adı Kitiara uth Matar’dır ve o, Majere ikizlerinin güzeller güzeli ama kara kalpli üvey kız kardeşidir.

Çevirmen: Çiğdem Çoygun

Taşrada Ölürken

Yollar biter, nehirler kurur, yağmur diner ama yılmadan, mola bile vermeden yürür ölüm. Bu döngüye yenik düşmemenin bedelini yalnız toprakla gökyüzü öder. Mavi yavaşça bulutu emdiğinde, güneş gözle görünmeyen kollarıyla dünyaya uzandığında ve ölüm bir alışkanlığa dönüştüğünde hafızalarda sadece ürkütücü bir anons canlanır:

Merhumenin naaşı öğle namazına müteakip kılınacak cenaze namazının ardından aile mezarlığına defnedilecektir.

Dilek Özhan Koçak ilk kurmaca kitabında bizlere çarpıcı doğa tasvirleri, gerçekçi diyaloglar ve tüm duyularınızla hissedebileceğiniz soğuk bir ürperti sunuyor. Küçük bir kasabada cereyan eden ve ölümün soğuk nefesini ensemizde hissetmemizi sağlayan bu eser, bir başucu kitabı olmaya aday. Nefes kesici anları, şüphe uyandıran cümleleriyle Taşrada Ölürken, bir solukta okuyacağınız bir roman.

“Bir şey onu uyandırdı. Bu seferki gürültü değil, sessizlik. Hiç ses yok. Saate baktı. Sabahın sekizi. Hayatın, nefes aldığının, var olduğunun kanıtı ne? Bugün şuracıkta ölse, kaç kişi bilir, kaç kişi hatırlar onu. Günlerdir evdeydi. Hayat sanki içinden yavaş yavaş çekiliyor ve yerini sinsice yaklaşan ecele bırakıyordu. Günler geçtikçe, üzerini yeşil yosunlar kaplayan elbiseler gibi çürüdüğünü hissediyordu. Geldiği yerde bu saatlerde sokaklar araba ve insan sesiyle dolu olurdu. Hava poğaça kokardı. Şimdi insan yok, hava bir tek nem kokuyor.”

Âdem’den Önce

“Kesinlikle alışmadık bir hayal gücünün ortaya serildiği bu eseri önce neredeyse absürd, sonra fantastik, daha sonra ilginç buluyor insan ve en sonunda da muhteşem bir başarı olduğunu anlıyor.” — THE NEW YORK TIMES

Amerikan ve dünya edebiyatının çok yönlü, çalışkan yazarlarından Jack London’ın Everybody’s Magazine’de 1906 yılından 1907’ye kadar tefrika halinde yayımlanan, bilimkurgu türüne yakın bir alanda dolaştığı romanlarından olan Âdem’den Önce herkesin gördüğü, bir anda boşluğa düşüp uyanılan rüyalardan çıkıyor yola. London’ın ustalıklı bir serüven kurmadaki becerilerini de ortaya seren Âdem’den Önce aynı zamanda insanlığın hırslarının ve bu hırsları gerçekleştirme yöntemlerinin tarih öncesinden şimdiye kadar ne kadar değişip değişmediğinin de bir nevi hatırlatıcısı.

Rüyalarında ilkel bir hayat yaşadığını gören genç bir Amerikalı evrim teorisi ve ırk hafızası gibi fikirlerle tanıştıktan sonra durumun farkına varır. Yüzyıllar öncesinde yaşayan atalarından birinin, Kocadiş’in anılarını hatırlıyordur. Orta Pleistosen döneminde Kocadiş, evrimin sonraki aşamasına ilerleyen Ateş İnsanları ve bir önceki halkasında olan Ağaç İnsanları dışında ayrı bir topluluktadır. İki ayrı tarihi kuvvetin arasında kalmış gibi görünen bu kavimde, Kocadiş, Sarkıkkulak gibi dostlar da edinecektir, Kızılgöz gibi düşmanlar da.

Çevirmen: Elif Zeynep Yıldırım

HaftaninFilmi.com’dan Filmler

Gösterimdekiler (3. hafta):

Arşivden Seçkiler: