Altın Pusula

Yirminci yüzyılın en büyük fantastik serilerinden biri olarak gösterilen Karanlık Cevher, yenilenmiş edisyonlarıyla tekrar okurlarıyla buluşuyor!

1995 Carnegie Madalyası Kazananı
1995 Guardian Yılın Kitabı

Oxford Üniversitesi’ndeki âlimlerle yaşayan Lyra Belacqua, en yakın arkadaşı Roger’la birlikte dertsiz tasasız bir hayat sürmektedir. Fakat korkutucu amcası Lord Asriel onu ziyarete geldiğinde kendisi için kurduğu bu mutlu hayat paramparça olacaktır. Lord Asriel, Toz denilen büyülü bir madde ile kuzey ışıklarında görülen ve bir alternatif evrene ait olduğunu düşündüğü bir şehri araştırmak üzere yardım istemeye gelmiştir.

Zırhlı ayıların hüküm sürdüğü Kuzey’e doğru yola çıkan Lord Asriel, Lyra’yı da gizemli bir âlim olan Bayan Coulter’ın yanına bırakır. Bayan Coulter, Lyra’ya amcasının göstermediği şefkati gösterir. Fakat bu dünyada hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Lyra’nın arkadaşı Roger’ın Hamhumlar denilen bir grup tarafından kaçırılmasıyla birlikte Lyra kendisini dünyanın öteki ucuna kadar götürecek bir yolculuğa çıkacaktır.

“Altın Pusula okuduğum en iyi fantastik/macera kitaplarından biri. Kimsenin kaçırmaması gereken bir eser.” – Terry Brooks

“Çok nadiren de olsa öylesine sıradışı bir çocuk kitabı yazarı ortaya
çıkar ki birçok neslin hayal gücünü derinden etkiler. Lewis Carroll,
C. S. Lewis ve Tolkien bu gruba dahildir. Ve artık Philip Pullman ile
Karanlık Cevher Serisi de.” – Amanda Craig

Çevirmen: Sevin Okyay

Keskin Bıçak

Lyra, kendisini Cittàgazze ismindeki yeni ve tuhaf bir dünyada bulmuştur.
Hiçbir yetişkinin bulunmadığı, çocukların kendi başlarının çaresine baktığı bir yerdir burası. Sokaklarında ölümcül, ruh emici Heyulalar gezerken gökyüzünde ise meleklerin kanat çırpışları duyulur.

Ancak Lyra bu dünyada yalnız değildir. Yanında cini Pantalaimon ve yeni tanıştığı Will Parry vardır. On iki yaşındaki Will birini öldürmüş ve havada beliren bir pencereye tırmandığında ise yaşadığı dünyadan ayrılıp kendisini Cittàgazze’de bulmuştur. Tek amacı bir kâşif olan babasını bulmaktır. Lyra’nın her zaman doğruları gösteren aletiyometresi de ona bir mesaj verir: Will’in babasını bul.
Ancak bu arayışları hiç de kolay olmayacaktır. Bir yandan tüm yaratılışı sarsacak bir savaşın davulları çalarken Lyra ile Will kendilerini çok büyük sorumlulukların altında bulacaklardır.

“Altın Pusula gibi, Keskin Bıçak da karşı koyması zor bir kitap. Hikâyenin çok daha büyümesinin bunda payı büyük. Dahice yazılmış bir eser.”
– Lloyd Alexander

“Yüzüklerin Efendisi’nden beri yazılmış en iddialı eser.”
– The New Statesman

Çevirmen: Sevin Okyay

Kehribar Dürbün

2001 Whitbread Yılın Kitabı Ödülü
2001 İngiliz Kitap Ödülleri

Hem cennetin hem de cehennemin kuvvetleri Lord Asriel’in isyanına katılmak için harekete geçmişlerdir. Bu destansı çarpışmada herkesin oynayacağı bir rol ve yapacağı fedakârlıklar vardır. Cadılar, melekler, casuslar, suikastçılar ve sahtekârlar… herkes bu isyandan payına düşeni alacaktır.

En tehlikeli görev de Lyra ile Will’e kalmıştır. Hiçbir canlı ruhun ayak basmadığı ve kaçışın imkânsız olduğu gri bir dünyaya gitmeleri gerekmektedir: Ölüler diyarına. Zırhlı ayı Iorek Byrnison ve iki minik Gallivespian casusla birlikte çıktıkları bu yolculuk hepsini derinden değiştirecektir.

Karanlık Cevher Serisi – Kutu Set

Savaş devam eder ve gökyüzünden Toz yağmaya başlarken, tüm canlılar ile ölülerin kaderine iki çocuk ve basit bir öykünün basit bir hakikati karar verecektir.

“Savaş, siyaset, büyü, bilim, tekil hayatlar ve kozmik kaderler, hepsi bu kitapta var. Cömert, keskin bir zekâya sahip bir yazarın elinde şahane bir kitaba dönüşüyorlar.” – The New York Times Book Review

“Karanlık Cevher Serisi çağımızın en önemli fantastik serilerinden biri olmayı başarıyor.” – The Daily Telegraph

Çevirmen: Niran Elçi

Karanlık Cevher Serisi:

Altın Pusula
Keskin Bıçak
Kehribar Dürbün

Planetary Cilt 2:
Dördüncü Adam

“Kışkırtıcı ve bağımlılık yaratan bir seri. Çizgi roman dünyasının en iyilerinden.” – ENTERTAINMENT WEEKLY

PLANETARY’nin ikinci cildi takımın gizemli destekçisi “Dördüncü Adam”a odaklanıyor. Elijah Snow, Jakita Wagner ve Davulcu süperinsan arkeoloji çalışmalarına devam ederken radyoaktif insan deneklerin bulunduğu gizli bir hükümet yerleşkesini ziyaret ediyor, gerçeğe dönüşen kurgusal bir yapıyı keşfediyor ve “Dörtlü” olarak bilinen kötücül grup hakkında bilgi ediniyor. Bu araştırmalar sürerken Elijah, Dördüncü Adam’ın kimliği ile kendi gizli geçmişi hakkında bazı şaşırtıcı gerçeklere ulaşıyor.

Buffy the Vampire Slayer ve Firefly’ın yaratıcısı Joss Whedon’ın önsözüyle

Çevirmen: Egemen Görçek

Ragnarök: Tanrıların Alacakaranlığı

“İnsanların tanrıları tanımlamakta kullandığı sözcükler zincir ve pranga gibi kelimelerle ima etmek istedikleriyle aynıdır; ne de olsa dünyayı bütün halinde tutan ve kargaşa ile düzensizliğin dünyaya hâkim olmasını her daim engelleyen şey, tanrıların ta kendisiydi.”

TIMES’ın 1945’ten günümüze, En İyi 50 İngiliz yazar arasında gösterdiği
A.S. Byatt’tan çarpıcı bir roman: Ragnarök.

İkinci Dünya Savaşı sırasında yaşadıklarına anlam vermeye çalışan küçük bir kız çocuğu, İskandinav mitolojisi üzerine bir kitap bulur ve savaşın yarattığı dehşetin ortasında bambaşka bir kıyametle karşı karşıya kalır.

İskandinav tanrıları Odin, Thor ve Freya’nın öldüğü, ay ve güneşin kurtlar tarafından yutulduğu İskandinav mitolojisindeki Ragnarök, namı diğer Tanrıların Alacakaranlığı’dır bu kıyamet.

Yalnızca böylesine büyük bir savaş ve yıkımdan sonra dünya yeni baştan başlayabilecek ve ölüm, yaşamı mümkün kılabilecektir. Belki de insanı anlamak için, önce tanrıları anlamak gerekir…

Çevirmen: Kemal Baran Özbek

Efsun Sokağı 137

“Artık gece yarısını geçtik…
Çok yakında gece bitecek ve sonsuz şafak sökecek.”

Antik Mısır’da doğan ve yüzyıllardır yaşamaya devam eden simyacı, özgür günlerinden çok uzakta, modern dünyanın kıskaçları arasında yaşamaya çalışmaktadır. Tekinsiz addedilen tarihî köşke taşındığında planı çoktan hazırdır. Meşum köşkteki davete icabet eden üç kişiyse sadece kendi hayatlarını değil tüm dünyayı değiştirecek bir teklife “evet,” dediklerinin
farkında değillerdir.

Terazinin diğer kefesindeyse insan azmanı bir mezar soyguncusu, iki yaşlı bekçi ve canlı canlı gömülen bir kadın vardır. Bu iki grubun arasındaki savaş halka halka büyüyerek herkesin savaşına dönüşecektir. Terazinin dengesini bozacak kişiyse yıllar önce ölen küçük bir kız çocuğudur.

“Burada olanlar bir süre sonra her yerde başlayacaktı. Dünyayı saran asfalt kabuk kırılacaktı ve her şey geride kalacaktı; taş ve çelik yığınlarının arasında, külle kaplanmış bir beton artığına dönüşecekti. Geçmişten gelen tek şey, yitik şehirlerin mezar taşlarını andıran binaları olacaktı. Granitten, mermerden, betondan ve çelikten mezar taşları; yıkılmış, kırılmış, dökülüp ufalanmış tapınaklar ve mabetler; asfalt döşeli kompozit yüzeyler; mirasçısı olmayan bir dünya kalıntı… İçinde yaşadıkları dünya, ağaçların boy alıp, hayvanların cirit attığı bir hayaletler müzesine dönüşecekti. Metruk binalarla çevrili ölmüş şehirlere bakacaklardı ve kimse hikâyeyi bilmeyecekti.”

Yokuş Aksanı

Geçiyoruz. Hem de acelemiz varmış gibi, kimsenin bizi beklemediği, kimseye merhem olamayacağımız yerlere doğru geçiyoruz. Bu geçişte ne ışıltı ne görkem, ne umut ne de gayret var. Bu geçiş yara almayı da yara açmayı da öğrendiğimiz, önce süte sonra kana özendiğimiz ve toprağa bile yettiğimiz bir geçiş. Bir de geride kalanlar var. Bu geçişin sağalmak olmadığını bilenler. Tıpkı kabuk bağlamış bir yaraya bakar gibi geçişimize bakıp ‘Sen bu yaranın kabuğusun, kaşırsam kanarım, düşersen ne âlâ,’ diyenler.

Mizgin Bulut, ilk kitabı Yokuş Aksanı’ndaki öykülerle okuru şaşırtmayı ve oyun oynamayı seven bir yazar olduğunu müjdeliyor bize. Bireyi, aileyi ve toplumu ele alışındaki sahicilik, kendi sesini gizleyip karakterleri işitmemizi sağlayan dil mahareti ve sıradan görüneni tuhaflaştırmaktaki yeteneği ilk bakışta fark ediliyor. Yokuş Aksanı, uzun süre sizinle gezecek ve unutulmayacak bir kitap.

“İki metalin birbirine sürtünmesindeki kıyıcı ses, nasıl da anlatıyor kendini. Kendinden böyle haber veren, aslı gibidir, diyebildiğimiz çok az şey kaldı. Bu ses bana, ‘Hadi,’ diyor, ‘kalk da Allah’a teşekkür et, ölmedin acından.’
Kırk gün kırk asır gibiydi ama işte günü geldi. Zaman hep böyle geçmez umarım. Diriyim. Aynaya baktım bu sabah, duruyor yüzüm hâlâ. Şöyle sese doğru yürüyen iki bacağım da var şükür. Birazdan daha neler edeceğim o bacaklarla neler… Yürüyüp şu kapıdan çıkacağım. Asansör yerine merdiveni kullanacağım. Binadan çıkana kadar yığılmazsam yolu hatırlıyorum demektir. Yığılmayacağım.”

HaftaninFilmi.com’dan Filmler

Gösterimdekiler (48. hafta):

Arşivden Seçkiler:
Şeytan - Devil (2010) Can (2012) Dokuzuncu Hayat - The 9th Life of Louis Drax (2017) Sokak Köpekleri Bal ile Betty (2016) Su ve Ateş (2013) Gerçek Masallar / Bedtime Stories (2009)