“Beren ile Lúthien” ve “Mucizeler Kenti” Raflarda

J.R.R. Tolkien’in “Beren ile Lúthien”i ve R.J. Bennett’in “Mucizeler Kenti” bu hafta raflarda…

Tolkien’in yayımlanmayan metinlerinden derlenerek başlı başına bir kitap haline getirilen Beren ile Lúthien’in destansı hikâyesi Hobbit, Yüzüklerin Efendisi, Silmarillion ve Tolkien’in yarattığı Elfler, İnsanlar, Orklar ve Cücelerle dolu Orta Dünya hayranlarını bir kez daha bir araya getirecek.

J.R.R. Tolkien’in İlk Çağ’daki destanları ve mitleri anlattığı Silmarillion’ın gelişiminde büyük bir rol oynayan Beren ile Lúthien’in hikâyesinin yazım sürecinde pek çok detay değişse de gölgelenen aşkları hep baki kaldı: Beren ölümlü bir İnsandı, Lúthien ise ölümsüz bir Elf. Önemli bir Elf beyi olan babası, kızının Beren’le olmasına karşıydı ve eğer Lúthien’le evlenmek istiyorsa Beren imkânsız bir görevi yerine getirmek zorundaydı. Beren, Lúthien ile birlikte kötülerin en kötüsü, Kara Düşman, Morgoth olarak da bilinen Melkor’dan en değerli mücevher Silmarili çalmaya çalışacaktı.

Bu kitapta Christopher Tolkien, Beren ile Lúthien’in hikâyesinin ilk yazıldığı tarihten, Silmarillion’daki haline kadar geçen süreci adım adım ele alıp Orta Dünya’nın en önemli aşk hikâyesine nasıl dönüştüğünü, bu evrende giderek nasıl daha büyük bir yer kapladığını gözler önüne seriyor. Bunu yaparken de babasının kelimelerine dokunmadan, orijinal hallerini koruyarak destanın hem manzum hem de mensur biçimlerini ilk kez birlikte yayımlıyor.

Mucizeler Kenti

Sigrud je Harkvaldsson on yıldır kaçıyordu. Sigrud je Harkvaldsson on yıldır saklanıyordu. Sigrud je Harkvaldsson on yıldır Shara’dan haber almayı bekliyordu.

Ancak yakından tanıdığı birine düzenlenen bir suikastla birlikte Sigrud’un tecriti sona erecekti. Çünkü Sigrud’un iyi olduğu bir şey varsa o da intikam almaktı.

Fakat eskiden İlahların kontrolünde olan Kıta’da hiçbir şey hiçbir zaman göründüğü gibi değildi. Sigrud, intikam yolunda genç ve öfkeli yeni bir İlah’la karşı karşıya gelecek, Merdivenler Kenti Bulikov’un nihai sırlarını ortaya çıkaracak ve kendi lanetli varlığıyla yüzleşmek zorunda kalacaktı.

“Kıyamete Koşanlar Kulübü” Raflarda

Kıyamete Koşanlar Kulübü

“İlk adımdan, kasların ilk hareketinden, ilk nöronun ateşlemesinden önce bir seçim yapmanız gerekir: Durmaya devam et ya da harekete geç.”

Asteroitler dünyaya çarpmıştı, dünyanın sonu geliyordu… ve Edgar Hill eşinden, kızından, yeni doğan oğlundan sekiz yüz kilometre uzaktaydı. Ailesiyle arasında harap olmuş topraklar, tehlikeli yağmacılar, münzeviler, uçak enkazları, sular altında kalmış şehirler vardı. Bir araç bulmanın, bulsan bile o araçla ilerlemenin mümkün olmadığı bu yolculukta Edgar ya sonuna kadar koşacak ya da ailesini kaybedecekti. Sorumluluktan kaçınmak için bahaneler bulduğu günler geride kalmıştı, kıyamet buradaydı artık.

Kıyamete Koşanlar Kulübü, insanın maddi ve manevi dayanma kabiliyetini anlatan, son sayfaya neredeyse koşa koşa geleceğiniz bir roman.

Yapay Koşullanma

“İnsanların birbirlerine ne yaptıklarına aldırış etmezdim: Tabii a) yapılanları durdurmam veya b) arkalarını temizlemem gerekmediği sürece.”

Locus En İyi Kısa Roman Ödülü Kazananı
Hugo En İyi Kısa Roman Ödülü Adayı
Nebula En İyi Kısa Roman Ödülü Adayı

Karanlık bir geçmişi vardı. Bu geçmişin bir bölümünde de insanları öldürmüştü. Bu olay kendisini o kadar etkilemişti ki kendine “Katilbot” demeye başlamıştı. Ancak bu katliamla ilgili belleğindeki anılar belli belirsizdi ve artık daha fazlasını öğrenmek istiyordu.

Kısaltma adı GAT olan bir Araştırma Taşıyıcısıyla (“G”nin ne anlama geldiğini inanın ki bilmek istemezsiniz) bir olup her şeyin çığırından çıktığı o madencilik tesisine doğru yola çıkmak niyetindeydi.

Keşfedecekleri ise Katilbot’un bakış açısını tamamen değiştirecekti…

Golem

Gustav Meyrink, başyapıtı Golem’de hafızalardan silinmiş bir dünyayı betimler. Yüzlerce yıl öncesine dayanan folklorik bir efsaneyi yirminci yüzyıl Prag’ının ara sokaklarına, karanlık geçitlerine, gettolarına özenle yerleştirir. Öyle ki ortaya en az onunki kadar kasvetli olmakla birlikte, çağdaşı Kafka’nın kentinden farklı bir Prag çıkmıştır. Almanca korku ve fantastik edebiyatının temel taşlarından olan Golem, bir yanılsamalar labirenti şeklinde varoluşa, felsefeye ve psikolojiye değin uzanır.

Taş kesim ustası Athanasius Pernath, getto hikâyeleri dinlerken bir anda kendini bu hikâyelerin içinde bulur. Çehresini bir türlü anımsayamadığı garip bir adamın verdiği kadim büyü kitabıyla Prag’ın gizemli tarihinde, ışıksız mağaralarında her nesle musallat olan Golem denen yaratığın peşine düşer. Rüya ile gerçek, bugün ile tarih birbirine girmiştir. Bu sırada Yahudi Mahallesi, ustaca planlanmış bir intikam planına sahne olmaktadır. Golem’in yine görüldüğü söylentisi bütün kentte duyulmuştur.

Varoluşun güvenilmezliği Golem’in gezdiği sokakların ürpertisiyle buluşuyor…

Gulliver’ın Gezileri

“Gulliver’ın Gezileri gösteriyor ki, eğer az da olsa akla yatkın bir dünya görüşüne yeterince inanılıyorsa, bu muhteşem bir sanat eseri ortaya koymak için yeterlidir.” – George Orwell

İngilizce yazılmış en iyi hiciv olarak görülen Gulliver’ın Gezileri, gemisi kaza yapmış ve kıyıya vurmuş Lemuel Gulliver’ın dört farklı gerçeküstü diyara yaptığı yolculukları konu edinir: Küçük insanların bulunduğu Liliput, devler diyarı Brobdingnag, mucizevi uçan ada Laputa ve zeki at ırkı Houyhnhnm’lar ile onların ilkel hizmetkârları olan insansı ırk Yahoo’ların yaşadığı tuhaf ülke.

Her yolculuğunda yepyeni kişilerle tanışıp yeni bakış açıları kazanan Gulliver, insanlığa ve insanlığın art niyetine, ahmaklığına, açgözlülüğüne, kibrine ve bağnazlığına dair gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalır.

Maceranın, mizahın ve felsefenin eşsiz bir birleşimi olan Gulliver’ın Gezileri’yle birlikte Jonathan Swift, hem hiciv yoluyla insana aslında nasıl bir canlı olduğunu gösteriyor hem de edebiyat tarihinin zamana karşı koyan başyapıtlarından birine imzasını atıyor.

Körduman

Sağırdere (1955) romanının devamı niteliğindeki Körduman (1957), Kemal Tahir’in dikkatini Anadolu insanına yönelttiği önemli eserlerden biri.
Cumhuriyet devri Türk romanının genel olarak iki cepheden birini seçip ele aldığı şehir-köy / İstanbul-Anadolu ikiliğinde daha objektif bir bakış açısı bulma çabasıyla “monoklu” değil de “gözlüğü” tercih eden Kemal Tahir’in köy romanına ilişkin sözleri hâlâ üzerine düşünülmeyi bekliyor:

“Yakın bir gelecekte eserlerimiz üzerinde sahici köylü aydınları ile bizzat yazdığımız köylüler düşünecekler, eleştirmeler yapacaklar, kararlara varacaklardır.
Asıl şaşmaz, affetmez hüküm, o günün gaddar hükmüdür. Romanı uyduranların, uydurabilirim sananların vay haline!”

Ünlü Tragedya “Kral Lear” Alfa Yayınları’ndan Çıktı!

ÜNLÜ TRAGEDYA KRAL LEAR ALFA YAYINLARI’NDAN ÇIKTI!
WILLIAM SHAKESPEARE
KRAL LEAR

Şair, tiyatro yazarı, oyuncu, âşık. Dünya edebiyatının en büyük yazarlarından William Shakespeare’in dört büyük tragedyasından Kral Lear ciltli ve ciltsiz baskıları ile Alfa Yayınları’ndan çıktı. Kral Lear, etkisi sadece tiyatroyla sınırlı kalmayıp, sanatın hemen bütün dallarına saçaklanmış bir başyapıt.

Shakespeare ile aramızdaki kültürel, coğrafi, zamansal ve algısal mesafeleri kapatmanın bir yolu yok belki, ama onun dünya ile sahne arasında kurduğu dönüşüm mekânlarındaki yansımalar oyununa yeni bir çevirinin yer değiştiren kelimeleriyle katılmaya davet ediyoruz sizi. Bulduğu her aralıkta sonsuzca dönüşen ve yaratan saf şiirin dramla bedenlenmiş oyununa.

Daha Fazlasını Oku

“Uçan Mabet” Raflarda!

Uçan Mabet

Uçan Mabet, Tolkien’in Yüzüklerin Efendisi serisinden Ursula K. Le Guin’in Yerdeniz’ine kadar dünya edebiyatının önde gelen fantastik ve bilimkurgu eserlerini dilimize kazandıran Çiğdem Erkal’ın ilk romanı.

Yaşadığımız dünyaya hiç benzemeyen ama içinde kendinizi yabancı hissetmeyeceğiniz bir gezegenin, duygularını kaybetmiş bir halkın ve bir şeylerin yanlış gittiğine inanan bir avuç insanın hikâyesini anlatıyor Çiğdem Erkal.

Kişisel bir öykünün paralelinde, tarihin çarpıtılması sebebiyle özünü kaybeden bir halka yardım etmek isteyen insanların mücadelesini distopik öğelerle kaleme alan Çiğdem Erkal’ın, edebi birikimini satır satır aktardığı roman hem fantastik hem de bilimkurgu okurları için tatmin edici bir okuma vadediyor.

Pangea Serisi’nin ilk bilimkurgu kitabı olan Uçan Mabet’in, okurların başucu kitapları arasına gireceğine inanıyoruz.

“İmkânsız armonileriyle Karin Tidbeck dikkat edilmesi gereken bir kalem.”
– China Mieville

“Taşın makamını yakala. Sen bir katunkızsın, müzik nedir bilirsin.
Taşın makamını yakala. Taş, ışıkların bir kısmını geçirip, bir kısmını geçirmez.
Taştan geçen ışık yedi renk olur, yedi renk de yedi ses. Taşın makamını yakala. Söylediği şarkıyı dinle. O bıkmadan usanmadan söylüyor şarkısını, bir gün, olur da birileri dinler diye.”

Zeplin

2013 CRAWFORD ÖDÜLÜ KAZANANI / 2012 JAMES TIPTREE JR. ONUR LİSTESİ / 2013 DÜNYA FANTAZİ EN İYİ KOLEKSİYON ÖDÜLÜ ADAYI

“Tedirgin edici… keyifli… gizemli biçimde dokunaklı… Bunlar muazzam öyküler.” – Ursula K. Le Guin

Bir adam bir zepline âşık olur. Bir operatör Cehennem’e telefon bağlar.
Üç kadın zamanın ötesindeki bir yerde süzülürler.

İsveçli yazar Karin Tidbeck’in alacakaranlık dünyasına hoş geldiniz. Perilerin sakin köylere musallat olduğu, ölümsüz bir varlığın zaman kavramıyla tanıştığı bir dünya. Her şeyin mümkün olabileceği bir dünya. Tidbeck’in hem güldüren hem de rahatsız eden, hem duygulandıran hem de var olmayan bir yere hasret çekmenizi sağlayan öyküleri türler arasındaki sınırları ustalıkla aşıp tanıdık ile bilinmeyenin çekiciliğini ve dehşetini hissetmenizi sağlıyor.

“Bu öykülerde büyü sessizce gösteriyor kendini. Ormandan da gelebilir, topraktan da; tamamen başka bir boyuta da ait olabilir, ailenizin genlerine işlenmiş de. Büyü, siz okudukça bu sayfalardan sızıp sonuna geldiğinizde sizi de biraz büyülenmiş halde bırakıyor.” – Karen Joy Fowler

Daisy Miller

“Eleştiri dünyası dahi, Henry James’in yüceliği karşısında tereddüde düşmekten kendini alamaz.” – Joseph Conrad

Yazıldığı dönemde Henry James’in Amerikalı kızları aşağıladığı düşünülerek eleştirilen novellası Daisy Miller’da, anlatıcımız Frederick Winterbourne, İsviçre’de, Amerikalı bir kızdan etkilenir. Daisy Miller, o dönemin ve belki de günümüz erkek aklının kalıplarına sığmayan, istediğiyle flört eden, istediği zaman istediği kişiyle, istediği yerde gezip tozan coşkulu bir kızdır.

Daisy’nin rüzgârına kapılan Frederick Winterbourne zaman geçtikçe kızı yargılamaya başlar. Herkesin, özellikle de Winterbourne’un teyzesinin kınayarak izlediği Daisy’yi “usturuplu” bir kadına çevirmek, bu rüzgârı bir kafese mahkûm etmek mümkün müdür?

Edebiyatta “bakış açısı”nın ustalarından olan Henry James, Daisy Miller’da önüne konan sınırı aşma arzusundan her şeye rağmen vazgeçmeyen bir kadını anlatıyor.

Yatak Odasında Felsefe

“Sade, günümüzde türlü görünümler altında dönen temel soruna eğilmemizi istiyor bizim: İnsanın insanla ilişkilerine…”
– Simone de Beauvoir

Yatak Odasında Felsefe, yazıldığı tarihten günümüze kadar tartışılmış, incelenmiş ve dönem dönem yasaklara uğramış bir eser. Sadizmin isim babası Marquis de Sade bu kışkırtıcı yapıtında toplumda kabul edilen ahlak sınırlarını aşar, normlara saldırır ve şu ilk cümleyle başlar: “Her yaştan ve cinsiyetten şehvet düşkünleri, bu eseri sadece sizlere armağan ediyorum.”

Madam De Saint-Ange’ın “cinsel” eğitim vermek için evine davet ettiği on beş yaşındaki Eugenie ile geçirdiği iki günde yaşananları diyaloglar halinde anlatan kitap, metafizikten estetiğe, felsefeden tarihe kadar birçok konuda okurları düşünmeye zorluyor. Sade ise hem döneminin siyasetini yerden yere vurup hem de çağdaşı filozoflara eleştiriler getirirken, yazılmasının üzerinden 200 seneyi aşkın bir süre geçmesine rağmen okurları şaşırtmaya, etkilemeye ve onlara keyif vermeye devam ediyor.

Lefter: Futbolun Ordinaryüsü

“Ordinaryüsümüz Lefter Küçükandonyadis’in hayatını anlatan bu değerli kitabın geride bıraktığımız 2018-2019 Lefter Küçükandonyadis sezonunun ardından üçüncü baskısıyla yeniden okuyucuyla buluşmasını çok değerli ve önemli buluyorum.

Gönül verdiği takım fark etmeksizin ülkemizin tüm gençlerinin bu kitabı okuyarak dersler çıkarmasını ve efsane Lefter’in temsil ettiği değerlerin iyi anlaşılmasını canı gönülden diliyor; formamıza can katan Lefter Küçükandonyadis’i bir kez daha saygı ve şükranla anıyorum.

Fenerbahçe yaşadıkça ‘Lefter ruhu’ sonsuza dek varlığını sürdürecek…”

Ali Y. Koç
Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı

Catherine Doyle’nin “Cehennem”i Bu Hafta Raflarda…

Aile her şeyden önce gelir. Peki ya aşk?

Sophie, tepetaklak olmuş hayatını düzene sokmaya kararlıydı. Ailesini koruyacak ve hapsolduğu umutsuz aşk üçgeninden kurtulacaktı. Fakat hayatın onun için bambaşka planları vardı.

Rakip bir mafya ailesi, çok yakında Falconelerle aralarındaki kırılgan barışı bozmayı planlıyordu. Kalbi ile kan bağları arasında kalan Sophie ise en kötü kâbuslarında bile görmediği gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalacağını bilmeden, büyük bir komplonun en önemli oyuncusu olmak üzereydi.

Daha Fazlasını Oku

Kapının Ardındaki Ben

Kapının Ardındaki Ben; Bir Güneş Altunkaş Kitabı

Güneş Altunkaş’ın ilk kitabı Kapının Ardındaki Ben okuyucudan gördüğü büyük ilgi ile yoluna devam ediyor

Güneş Altunkaş’ın ilk kitabı Kapının Ardındaki Ben okuyucudan gördüğü büyük ilgi ile yoluna devam ediyor. Kitabın devamı niteliğinde ki 2. kitap ise sonbaharda raflarda olacak. 1955 yılına, o yıl yaşanan acı olaylara ve o olaylar yüzünden hayatları alt üst olan insanların yaşanmışlıklarına götüren Kapının Ardındaki Ben kitabı mistik havası ile de büyük beğeni topluyor.

Daha Fazlasını Oku

“Güneş De Bir Yıldızdır”

PENA YAYINLARI’NIN ÇOK SATAN KİTABI
“GÜNEŞ DE BİR YILDIZDIR” BEYAZPERDEDE!

New York Times’ın en çok satan yazarı Nicola Yoon’un romantizmi mükemmel bir dille denge dolu anlattığı “Güneş De Bir Yıldızdır” adlı kitabı, yönetmen Ry Russo-Young ve senarist Tracy Oliver’ın tarafından beyazperdeye aktarıldı.

Nicola Yoon’un Türk okurları tarafından da beğeniyle okunan ve çok satan ikinci kitabı Güneş De Bir Yıldızdır, iki genç karakterin kalabalık bir New York sokağında karşılaştıkları günden itibaren birbirlerinin hayatlarını nasıl değiştirdiklerini anlatıyor.

Daha Fazlasını Oku

Ovada Paldır Küldür

İlk kitabı Derdin İncinmesin’deki özgün hikâye anlatıcılığını sürdüren Mustafa Orman, uzunöyküye niyet ediyor bu kitabında. Everest Yayınları’ndan çıkan Ovada Paldır Küldür, taş kesilen duyguların, ilmek ilmek örülen gecelerin, uzun konuşmaların ve kadersizliğin karşısında inadına yaşamanın anlatısı…

İnsanı, fotoğraftan taşırıp anlatıyor Orman. Mahcup. Olmaktan, yaralanmaktan, yarasını kaşımaktan yorgun. Ne merhamet etmeli onun yaratısındaki hayaletlere ne de şifa bulmalı. Fotoğrafın tam ortasına sabitlenmeli, olan biteni izlemeli; ovada zaman algısı müphem, insanların siluetleri belli belirsiz. Ama gerçeklik çok net ve olabildiğine acımasız…

Daha Fazlasını Oku

“Çığrından Çıkmış Zaman” Alfa Yayınları’ndan Çıktı!

İçinizden bir ses her şeyde bir terslik olduğunu
söylüyorsa, o sesi dinleyin…

Bilimkurgu yazınının önde gelen ismi Philip K. Dick bu defa Çığırından Çıkan Zaman ile Alfa Yayınları’nda okurlarıyla buluşuyor. Hikâyeleri, her nesilden okura, sanatçıya ve sinemasevere esin kaynağı olan PKD yarattığı olağanüstü evrenlerle okurlarını şaşırtmaya devam ediyor.

“Gerçeklik,” dedi Ragle. “Sana gerçeği veriyorum.”

Ragle Gumm sıradan bir hayat süren sıradan bir adam. Bizden tek farkı her gün bir gazetenin yarışmasına katılması ve hep kazanması belki de. Ne var ki gün gelir hayatının, hatta tüm dünyasının sırf onu mutlu ve huzurlu tutmak için yaratılmış bir tiyatro olduğu kanısına kapılır. Ama bu dünya bir yanılsamaysa o zaman gerçek Ragle Gumm kimdir ve her gün katılıp kazandığı yarışma Küçük Yeşil Adam Bundan Sonra Nerede Olacak’ta aslında neyi tahmin etmektedir?

Daha Fazlasını Oku

Gerçekler Kaleme Döküldü

Polisiye ve gerilim romanlarının yazarı Erdoğan Eyrik’in son kitabı Ellipsis, seçkin kitabevlerinde yerini aldı. Medya dünyasındaki seri cinayetleri anlatan romanları ile karşımıza çıkan Eyrik, 1980 darbesi öncesi yaşanmış kirli olayları ve yakın tarihimizi şekillendiren cinayetlerin sebep-sonuç ilişkilerinin günümüzdeki yansımalarını çarpıcı bir dille anlatıyor.

Akıcı, soluk aldırmayan, polisiye gerilim romanları yazarı Erdoğan Eyrik’in kaleme aldığı Ellipsis, Ephesus Yayınları etiketi ile sevenlerini yeni bir serüvene çıkarıyor. Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, Yüzbaşı İlyas Aydın gibi isimlerin başından geçen olaylar konu alınırken, tarihin en büyük diplomatik suikastlerinden biri olan Elrom Cinayetinin perde arkasındaki gerçekler kaleme dökülüyor ve ortaya, siyasi tarih ile harmanlanmış sürükleyici bir polisiye roman çıkıyor.

Daha Fazlasını Oku