Herkül – Efsane Başlıyor

Herkül’e mi ağlıyor bu kız?

Son yıllarda tüm dünyada ve ülkemizde de geçmiş dönem olaylarını konu alan tv ve sinema yapımları pek bir moda oldu malumunuz üzre. Yapımcıların günümüzden geçmişe doğru kronolojik sırayla gidiyor olmaları da ayrıca hoş. Dünya savaşlarıydı, Avrupa hanedanlarıydı, soylu ailelerdi, oydu, buydu derken, gittikçe geri gittik ve en sonunda mitolojik çağa ulaştık.

Film tanıtımlarında görmüşsünüzdür, NUH ismindeki yapım da yakında sinemalarda izleyiciyle buluşacak. Hazreti Nuh’a kadar gittik artık. ‘Nuh Nebi’den kalma’ diye bir tabir vardır ya, günümüzdeki filmler de o misal oldu. Bundan bir sonraki adımda da herhalde ‘Adem ve Havva’ serisi yapılır. Hele de Türk bir ekip bu seriyi yaparsa, ‘Adem ve Havva; Adem’in Yolu; Adını Havva Koydum; İlk Yüzyıl; Öyle Bir Elma Yedim ki’ diye uzar gider, biz de yıllarca seyrederiz.

Mitolojik anlatılardan esinlenerek beyaz perdeye aktarılan en son filmin ismi, yazımın başlığından da anlayacağımız gibi Herkül. Sinemaya yüksek beklentiyle gitmiş olmalıyım ki, bazı yerler birazcık beni kopardı akıştan. Öncelikli yorumum, film düşündüğümden çok çok daha az cinsel içerikliydi, neredeyse cinsel unsur hiç yoktu. Ben daha fazla çıplak insan göreceğimizi, daha fazla sevişme sahnesi olacağını düşünmüştüm. Film beni şaşırttı ve tam aksine izleyicinin tüm dikkatini konunun özünde tuttu. Buradan artı puan veriyorum filme. Öte yandan 3D olarak etkilemek için fazla 3D detay koymuşlar ve bu detaylardan çoğu gereksiz olmuş. Bazı yerlerde inandırıcılık, gerçeklik kopuyor. Sıfır kıl oranına sahip erkekler, bembeyaz porselen dişler, mücevher mağazasından yeni gelmiş takılar, fabrikasyon nevresimler gibi detaylar gözüme batmayaydı iyiydi. Senaryo güzel kurgulanmış. Karakterlerin safını ve ruh halini yansıtması için yazılmış tekstlerin çoğu sıkıcı, gerçek dışı olsa da genel hatlarıyla beğendim. Beğenmiş olmamın en büyük nedeni, estetik kaygılarımdı galiba. Kellan Lutz öyle bir gögüs kası yapmış, öyle bir vücut yapmış ki, beğenmemek elde değil. Tüm oyuncular göze, ruha, hormonlara, duygulara hitap eder dış görünüşe sahipti.

Özellikle Herkül rolünde seyrettiğimiz Lutz, kelimelerle anlatılmaz bir fizikle çıktı karşımıza. Serinin gelecek filmlerinde Kellan Lutz’dan daha fazla bacak kası, baklava ve frikik bekliyoruz… Hey gidi sevgili okurlarımız; rahmetli büyük yengelerimizden biri derdi ki, ‘sular akar sağa sola dengine, şimdi rağbet güzel ile zengine.’ Ne kadar haklıymış. Bir saattir yazıyorum, ne oyunculuk performansı, ne yönetmen, ne görüntü, ne sesten bahsettim mi? Neredeyse hiç bahsetmedim. Bana da yazıklar olsun vallahi. Filmi değil, oyuncuları seyretmişim.

İğneyi kendime batırdıktan sonra, filmin sadece evde dvd keyfi yaparken seyredilecek bir film olduğunu itiraf edebilirim. Henüz seyretmemiş olanlar bence sinemada seyretmesin, evde dvd’sini alır seyredersiniz.

Son olarak eklemek istediğim birşey daha var. Sinema salonundaki kızlarımızın filmdeki yakışıklılardan çok etkilendikleri aşikardı (ki aksini beklemek saçma olurdu). Son sahnelerde, yanımda sevgilisiyle oturan kızın gözyaşlarına boğulduğunu gördüm. Herkül ve Hebe’nin romantizm dolu anlarıydı ama öyle ağlak bir durum değildi. Kızcağız Herkül’e mi ağlıyordu, yoksa yanındaki sevgilisinin bir Herkül’e değil de bir Ciguli’ye benziyor olmasına mı ağlıyordu bilemedim.

Ayyyy, ne kötü bir yorum yaptım, hiç bana yakışmadı. Onlar iyi kötü bulmuş birini e Göksel, sen kendine baksana.

Yok yok, bu film benim devrelerimle oynadı. Ben bir kendime geliyim en iyisi.

Hepinize kucak dolusu sevgilerimden, saygılarımdan, iyi enerjilerimden gönderiyorum.

GÖKSEL AKSEL