Açlık Oyunları 2 – Ateşi Yakalamak

Hayatımızdaki Süpermenler ve Biz

Hepimizin hayatında ‘hayatımı kurtardın’ dediğimiz birileri ve bunu söylediğimiz bazı anlar muhakkak vardır.

Hayatımızdaki irili ufaklı köşe noktalarda elimizden tutan birisi olması mutluluk verir. Bu girizgah, bizler gibi ‘ortalama insan’ olanlar için. Bir de hayatı uçurum kenarında geçenler var. Tanık olsak da olmasak da, dünyanın büyük kısmı, uçurumdaki tramplende dururken, diğer bir kısmı kendi kişisel zevklerine atlamak üzere o tramplenin üzerinde sıçrayıp duyuyorlar. Onlar keyiften her sıçradığında, tramplen sarsılıyor ve diğer tarafta gücü biten bir grup insan uçuruma düşüyor. İşte bunun kitabını yazmışlar ve adını da Açlık Oyunları
koymuşlar.

Kitap serisini okumadım ama ilk filmi seyretmiş, beğenmiştim. Yüzde yüz başarılı değilse de içerik bakımından ilgi çekici olduğunu düşündüğüm için, serinin ikinci filmini (The Hunger Games-Catching Fire) vizyona girdiği gün seyrettim. Ateşi Yakalamak’ın, ilk filmden farklı olarak biraz daha cinayetten uzak, biraz daha eleştirel bir yaklaşım sergiliyor olması hoşuma gitti. İki uç dünya arasındaki gel gitleri iyi anlatmış. Detaylar başarılı işlenmiş. Geçişler hızlı ve akıllıca. Sona doğru da tansiyon artıyor ve serinin bir diğer filmini beklemeye zorluyor (arkası yarınımsı). Akış boyunca biraz sıkılır gibi oldum. Sıkılmamda ön koltukta oturan liseli gençlerin de katkısı yok değildi! Yine de kopmadan seyrettim. İlk filmden farklı olarak karşımıza çıkan asıl büyük detay, filmin yönetmeni. İlk filmin yönetmeni Gary Ross, devam projesinden ayrıldıktan sonra yerine kimin geçeceği konusunda pek çok dedikodu yayılmıştı ve sonunda Francis Lawrence serinin ikinci filminde yönetmen koltuğuna oturdu. Bütçesi yaklaşık 130 Milyon Dolar olan filmin başrolünde Jennifer
Lawrence, Josh Hutcherson, Liam Hemsworth ve Woody Harrelson gibi isimleri görüyoruz. Oyunculuk performanslarına bayıldığımı söyleyemem. Hele de Jennifer Lawrence’i pek bir sevimsiz buluyorum açıkçası. Kadro çok daha iyi olabilir ama neden olmuyor bilemedim. Performansların vasat oluşunu, finalin çok fazla ‘arkası yarın’ oluşunu bir kenara koyarsak, filmi beğendim. Seyredin derim. Tramplenin kenarından düşecekken
elinizden tutan bir Süpermen çıkabilir; belki de hep bir olup süpermen gücünü kendimiz yaratabiliriz umudunu hissettiriyor. Umut iyidir, umut güzeldir…

Kimi insanın hayatı çok sıradan gibi görünür, kimininse entrikadan geçilmez. Hangisi daha atraksiyonludur, hangisi daha iyidir asla bilemeyiz. Hayatımızı güzel yapan unsurlardan en iyisi umuttur. Umut, çeşitli formatlarda çıkabilir karşımıza. Kendimizi en sıkıntılı hissettiğimiz anda bizi o durumdan kurtaran bir Süpermen varsa, umutluyuzdur. Hasta bir insanın süpermeni doktordur. Üzgün bir çocuğun süpermeni annesidir. Tembel bir üniversite öğrencisinin süpermeni not tutan sınıf arkadaşıdır. Kek yaparken bir fincan şekeri
yetmeyen kadının süpermeni karşı komşusudur. Topuğu kırılan bir kadının süpermeni o an yanından geçen ve kolundan tutan herhangi biridir. Telefon klavyesi bozulan birinin süpermeni onu uygun fiyata tamir ettiren arkadaşıdır. Canınız çay ve sohbet çektiği anda da kapısını çalabileceğiniz insanlar varsa, hepsi süpermeninizdir. Sorunlar ve çözümler farklı boyutlarda gibi görünse de aslında hepsinin değeri aynı oranda paha biçilemezdir. İnsan olmak, insan ilişkisi kurmak, hayatı farklı alanlarda çokça paylaşmak güzeldir. Hayat güzeldir.

Adamlar dünya meselelerini irdeleyen film yapmışlar, ben seyredip konuyu nereden nereye getirdim. Açlık Oyunları 2’yi seyredin bakalım, sizi nerelere götürecek. Hepimize sevgi dolu, neşe dolu, sarsıntısız tramplenli günler diliyorum.

Ek olarak Süpermen’e teşekkürlerimi gönderiyorum.

Sevgi ve saygılarımla.

Göksel Aksel