“Av Mevsimi”

Usta komedyenlerin zamanla dramatik rollere soyunma arzularının sebebini merak etmişimdir. Oysa komedyenlik en zor alandır. İnsanları ağlatmak kolay, güldürmek zordur.Zoru başaran bir komedyenin dramatik rollerde de başarı sağlaması doğaldır. Ayrıca yaşı ilerlemiş bir komedyenin yüzüne hayatın ağırlığı ve yorgunluğu öylesine çöker ki, yer çekimine karşı koyamayan çizgiler olanca belirginliği ile aşağı iner, mimikler elastikiyetini kaybeder; neticede yüz kendiliğinden trajik bir ifade kazanır. Av Mevsimi’nde emekliliği gelmiş babacan dedektif rolünü başarıyla canlandıran Şener Şen’i seyrederken bunu düşündüm. Aynı şeyi Şen’in Kabadayı filmini seyrettiğimde de düşünmüştüm. Okumaya devam et

TURNUVA

Biri bana insanlığın gelişimi açısından büyük umutlar bağladığımız iki binli yıllardan önce, bir gün Turnuva gibi bir film yapılacağını söyleseydi inanmazdım. Bu, filmin iyi veya kötü oluşuyla değil, vahşi kapitalizm sürecinde tükenmiş insanlığın şiddet sarmalında ne derece kötü bir duruma düştüğünü gözler önüne seren konusuyla ilgili.

Yönetmenliğini Scott Mann’ ın yaptığı filmin konusu şöyle: Dünyanın en geniş mobese kameralarına sahip İngiltere’nin ücra bir kasabasında yedi yılda bir milyarderler kulübü tarafından bir turnuva düzenlenir. Bu turnuvada dünyanın her tarafından toplanan 30 azılı suikastçı birbirlerini öldürme yarışına girerler. Sağ kalmayı başarabilen bir suikastçı on milyon dolarlık ödül kazanacaktır. İnanılmaz vahşet tabloları içeren bu ölümcül yarışı suikastçılara takılan çipler sayesinde dev bir ekrandan izleyerek sadist bir zevkle, içkili bir âlem havası içinde keyiften adeta uçarak bahse tutuşurlar. Turnuva süreci içinde yaşanan şiddet ve ölüm olayları dışarıdan basın ve polis tarafından faili meçhul terör olayları olarak değerlendirilir. Okumaya devam et

FAME

Görsel sanatların en fazla bulduğu günümüzde gençlerin çoğunluğunun en büyük tutkusu şöhret olmak.. Bu yüzden Alan Parker’ın 1980 Fame(Şöhret) filminin Tancharoen’ın bu yeni uyarlaması, birbiri adınca yapılan yapılan TV yarışmalarıyla şöhret arzuları kamçılanan  günümüz gençlerinin ilgisini ve beğenisini kazanacak. Okumaya devam et

MELEKLER VE ŞEYTANLAR

Tarih dediğimiz şey, bize sunulan resmi bilgiler dışında müthiş sırlar, örtülü gerçekler, kayda geçmemiş hatıralar, gizli tutulan bilgiler, belgeler ve entrika katmanları olan; çoğunlukla merak etmediğimiz; bizden uzak, bizimle alakasız sandığımız bir süreç.

Son yılların şüphesiz en ilgi çekici yazarı olan Dan Brown, ilkin “ Da Vinci Şifresi” adlı romanı ile tarihin karanlığına gömülü katmanların sır kapılarını, muazzam bir araştırma ve bilgi birikimiyle aralayarak bizi bulmaca çözme merakı içinde tarih koridorlarında dolaştıran, gizemli bilgi hazinelerine ulaşmamızı sağlayan bir yazar. Üstelik, bu bilgiler, gelip geçici bir maceranın bilgileri olarak kalmıyor, dünya insanlığını yakından ilgilendirdiği gibi şimdi bize bir kaos yumağı gibi gelen dünyayı, küresel gerçeklerin alt yapısını anlamamızda önemli ipuçları taşıyor. Okumaya devam et

Kehanet

Geleceğin insanlarına günümüzle ilgili bilgileri, mesajları bir zaman kapsülü içinde toplayıp gömme fikrinin birçoklarının aklından geçtiğini biliriz.

Bu konuda ilk teşebbüs 1939’ da yapılmış. Bu yılda tertiplenen Dünya Fuarında, fuar organizatörleri sonraki nesillere toprağa gömecekleri bir şişe içinde mesaj iletme fikrini ortaya atmışlar. Westinghouse Company’nin sergisinin bir parçası olarak fuar alanına gömülen metal şişeye 6939 da gün ışığına çıkarılmak üzere iğne, iplik gibi gündelik şeylerin yanı sıra bir haber filmi ve Sears Reabuck’ın son kataloğunun filmleri konmuş.

Kehanet isimli bilim-kurgu fiminin senaryosu da bu fikir üzerine kurulmuş.

Filmin konusu özetle şöyle: “ 1959 yılında, bir ilköğretim okulunda, sınıf öğretmeni, küçük öğrencilerinden gelecekle ilgili düşünce ve hayallerini yazmalarını ister. Okumaya devam et

Gölgesizler

Gölgesizler, seyrettiğimden beri düşündüğüm, anlamaya çalıştığım fantastik bir film. 1994 yılında Yunus Nadi Roman Ödülünü kazanan Hasan Ali Topbaş’ın aynı isimli romanından uyarlanmış.

Plan Tanıtım Organizasyonu bülteninde: “ Gölgesizler’ de her ne kadar zamansız ve mekansız bir anlatım varsa da; öykü sanki hemen burada ve şimdi geçiyormuş gibi burnumuzu sızlatıyor. Öyküyü sahici kılan ve okuru düşüncelere iten kahramanlarının dertleri ya da günlük meseleleri kendi yaşamımızdan çalınanları yakalayıveriyor sanki” deniliyorsa da seyirci olarak kendi yaşantınızdan ipuçları yakalayabilecek kadar hikayenin dünyasına giremiyorsunuz, bilakis dışında kalarak bir anlamsızlık çizgisine çekiliyorsunuz.

Varlık- yokluk meselesinin hayatın her detayına nüfuz edecek şekilde işlenilmek istenildiği belli ama o kadar karmaşık ki, içinden çıkamıyorsunuz. Okumaya devam et